Stockholm Sendromu; rehinenin kendisini rehin alan kişiyle olası diyalog sürecinde oluşan, duygusal anlamda sempati ve empati oluşması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatan literatür terimdir.
Psikiyatr Nils Bejerot tarafından adlandırılan sendrom, ismini 1973 yılında İsveç'in başkenti Stockholm'de yaşanan bir olaydan almaktadır. Banka soyguncusu tarafından altı gün boyunca rehin tutulan bir kadın, soyguncuya duygusal olarak bağlanır. Serbest kaldığında soyguncuyu savunmakla kalmaz, nişanlısını terk ederek kendisini rehin alan banka soyguncusunun hapisten çıkmasını bekler.
Bu sendromun ortaya çıkmasının temel nedeni, hayatta kalma içgüdüsüdür.
Dış dünyadan tamamen soyutlanan kurban, ihtiyaçları için kendisine baskı yapan kişiye bağımlı olduğunu hisseder. Saldırganın yaptığı küçük iyilikler kurbanın gözünde büyür, zamanla kurban kendisini saldırganın yerine koyup olayları onun gözünden görmeye, yaptıklarına hak vermeye başlar.
Kurban tarafından baskıcının şiddet eğiliminin tamamen göz ardı edilmesi sonucunda, içinde bulunulan tehlike de reddedilir.
Kurban, tek olumlu ilişkisinin şiddet gösteren ile kendi arasında olan olduğunu düşündüğü için bu ilişkiyi de kaybetmek istemez ve dolayısıyla saldırgandan ayrılması gittikçe zorlaşır.
Bugün HDP'nin içerisinde olduğu duygu durumunu anlamak için Stokholm Sendromunu iyi okumak lazım. Cumhuriyet'in kuruluşundan bu güne kadar ana dilinin konuşulmasının engellenmesi, coğrafi yerlerin isimlerin değiştirilmesi dahil her türlü insani hakkı, Kemalist rejim tarafından gasp edilen Kürtlerin bugün siyasi anlamda temsilcisi olduğunu iddia eden HDP'nin bu günlerde CHP ile gönül ilişkisi yaşaması tam anlamıyla Stockholm Sendromu ile açıklanabilir.
Cumhuriyet tarihi boyunca asimilasyona maruz bırakılan Kürt toplumunu bu şekilde küçük düşürmelerinin hesabı, oluşacak ilk sandıkta seçmen tarafından mutlaka sorulacaktır. Ulusalcı zihniyetler tarafından kurulan Jitem ve benzeri çetelerin öldürdüğü insanların ruhları HDP'li vekilleri rahat bırakmayacaktır. Bu kara leke bir insana ömür boyu yeter. Kendi verdiği oyu yetmiyormuş gibi MHP'nin de destek vermemesini ağır bir şekilde eleştiren Başkan Yarısı Demirtaş'ın içinde bulunduğu ruh hali ibretliktir. Bu, kelebeğin ateşe duyduğu aşka benzer. Yaklaştığı zaman yanacağının, yok olacağının farkında değildir.
Bunun yanında; demokratik ve özgürlükçü adımlarla eşit yurttaş, eşit vatandaş ilkesi gereği bu güne kadar gasp edilen insani hakları tekrar tesis eden, Doğu ve Güneydoğudaki kalkınmaya ciddi derecede önem veren Ak Partinin ise HDP tarafından bu kadar hedefe konulması, cephe alınması anlaşılır gibi değil.
Dersim Katliamının failleri apaçık ortadayken, bugün Dersimli vekillerin CHP'yi desteklemesi Stockholm Sendromundan daha ağır bir vakadır.
Tabi, varlıklarını Kemalist rejimin icraatlarına borçlu olanların, yarın 'varlığım Türk varlığına armağan olsun' şarkılarını da tekrar söylemeye başladıklarında şaşırmamak lazım.
Her ne olursa olsun siyasi ahlak, siyasi duruş çok önemlidir. Omurga, bir canlıyı ayakta tutan en önemli organdır. Bu kaydedildiği zaman belki kişinin hayati fonksiyonu devam eder, fakat bir sürüngen olarak yaşaması kaçınılmazdır.
