Yapmadığı şeyleri söyleyerek övünmek ve yapamayacağı şeylere söz vererek hem kendisini hem de söz verdiği kişi veya kişileri zor durumda bırakmak günümüz insanının ahlaki problemlerinden biridir.
Bu durum zannedildiği kadar basit bir durum değil, bilakis çok vahim bir durumdur. Aynı zamanda Allah’ın kesinlikle kabul etmediği ve çok nefret ettiği bir davranıştır. Bakınız bu konuda Cenab-ı Hak ne buyuruyor: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” Saff süresi:2-3
Bu ayetlerin iniş sebebine baktığımızda karşımıza çıkan sebep, Müslümanların yapamayacakları şeyleri söylemeleridir. Bu tehlikeli davranış, bu uyarı ve ikazlara rağmen maalesef zamanımızda daha da bir ivme kazanmıştır.
Hepimiz şu nutukları çok duymuşuzdur: “Başkan olursam şöyle yaparım, müdür olursam böyle yaparım, muhtar olursam, aza olursam, vekil olursam, bakan olursam vb. Ben olsaydım böyle, ben olsaydım şöyle.”
Ağızdan çıkan söz sorumluluktur. Hesap vermeyi gerektirir. Sarf ettiğimiz sözü kime karşı (büyük küçük, yakın uzak, işçi memur vb.) sarf ettiğimiz de önemli değildir. Önemli olan sözümüzün arkasında durabilmektir.
Bu bağlamda söz söyleme durumunda olanlar verdikleri sözü önce düşünmeliler daha sonra vermeliler veya vermemeliler. Örnek olarak makam sahiplerini verecek olursak şunları söyleyebiliriz: Makam emanettir, sorumluluktur, bilinçtir, hizmettir, üretkenliktir, sözünün eri olmaktır, söylediğini yapmak, yapamayacağını söylememektir, zorlukları giderip kolaylaştırmaktır, karşıya sevgi saygıdır. Bir makamda bulunmak o makamdan nemalanmak olmamalıdır. O makamda hizmetçi olduğunun farkında olmaktır.
Tabi bunun içinde öncelikle hem kendisinin hem de karşısındakinin insan olduğunun fakında olmalıdır. Bazı makam sahipleri kendilerini makamlarından dolayı insanüstü görme illetine kapılabiliyorlar.
Bir insan öncelikle en önemli ve en değerli makam olan “İNSANLIK MAKAMINDA” olmalıdır. Değilse cumhurbaşkanı makamında da olsa boştur. Hz. Ömer der ki: “kişiliğini makamdan alanlar, makamdan sonra kişiliksiz kalırlar.”
Dünyada hiçbir şey ebedi değildir. Ne insan ve ne de insanın işgal ettiği makamlar. Ve makam sahipleri eğer sorumluluklarını hakkıyla yapmıyorlarsa tavsiyem şudur ki, sakın ahreti bu dünyayla karıştırmasınlar. Bu dünyada birileri kendilerine zoraki saygı duyabilir, hürmet edebilir, el pençe divan da durabilir. Ama bu hep böyle olacağı anlamına gelmez. Gün gelir hesap döner ve keşkeler başlar. Fakat iş işten geçmiş olur.
Zümer süresi 55-56 ve 58’inci ayetlerde bakın Rabbimiz ne buyuruyor: “Farkında olmadan azap size gelmezden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun ki, kişi, “Allah’ın yanında işlediğim kusurdan dolayı vay halime! Gerçekten ben alay edenlerden idim” demesin. Yahut azabı gördüğünde, “keşke benim için dünyaya bir dönüş daha olsa da iyilik yapanlardan olsam” demesin.
Ayetlerin tek muhatabı tabiî ki makam sahipleri değil. Bütün Müslümanlar bu ayetlere muhataptır. Söylemeleri ve yapmaları gerekirken söylemeyip yapmadıkları, söylememeleri ve yapmamaları gerekirken de söyleyip yapmalarından dolayı Allaha hesap vereceklerdir.
