Müslüman kadın ve tesettürü üzerindeki bunca oyun, plan ve proje nedir Allah aşkına?
Herkes istediği gibi giyinecek fakat, Müslüman kadın istediği gibi, daha doğrusu Rabbinin istediği gibi giyinemeyecek mi?
Müslüman kadının tesettürünün keyfiyetini İslam mı belirleyecek, yoksa modacılar mı?
Kapitalizm her şeyi sömürdü şimdi de tesettüre mi el attı?
Tesettürün defilesi olur mu? Tesettür teni ve zineti gizlemek midir, yoksa teşhir etmek midir? Yada caka satmak için midir?
Soruları çoğaltmak mümkün fakat şimdilik bunlarla yetineceğiz. Bize bu soruları sorduran saik’e gelince; İstanbul’da sözde “muhafazakar kesime yönelik yapılan tesettür (!) defilesi.” Birçok ülkeden İstanbul’a gelen firmalar sözüm ona tesettür defilesi düzenliyorlar.
Yav siz kimsiniz, kim oluyorsunuz da bizim değerlerimizi kendi üç kuruşluk menfaatlerinize alet ediyorsunuz? Ortada bırakın tesettürü, adına elbise diyebileceğimiz bir şey bırakmadınız. Şimdide neredeyse yok denecek kadar azalan tesettüre mi gözünüzü diktiniz?
28 Şubat döneminde örtü uğruna mücadele veren bacılarımızın tesettürü ile şimdinin sözde tesettürlerini bir kıyas edin. Aradaki uçurumu çok bariz bir şekilde fark edeceksiniz. O dönemde tankların paletlerine, zorbaların ihtiraslarına, istikbal endişelerine çiğnettirilmeyen örtü, maalesef bugün modaya çiğnettiriliyor. Emperyalizm ve Kapitalizm şimdilik başarmış görünüyor.
Bir yıl önce yazdığımız “çıplaklık kültürü” başlıklı yazımızdan iktibasla:
“Örtünme insanlık tarihiyle yaşıt ve insani bir özelliktir. Yapılan araştırmaların genelinde ortaya konulduğu gibi; giysi, insanın en az üç gereksinimine cevap verir: Evvela; soğuktan, sıcaktan, kardan ve yağmurdan korur. İkincisi; iffet, ar ve namusunu korur. Üçüncüsü; vakar bahşeder.” Kaynak: çıplaklık kültürü/kültürel çıplaklık.
Çıplaklık ise ne insanı sıcaktan ve soğuktan koruyabilir, ne iffetini ve namusunu koruyabilir ve nede insana bir güzellik ve vakar verebilir. Aslında elbise insanın ilk evi mesabesindedir. Nasıl ki insan kendini evinde mutlu, huzurlu ve emniyette hisseder elbisede insana bu duyguları yaşatır.
“Her toplumda kadın ve erkek giysilerinin çeşit ve nitelikleri o toplumun iktisadi, toplumsal ve iklimsel şartlarına bağlı olmakla birlikte özellikle o topluma hakim olan değerlere ve dünya görüşüne tabidir ve hatta o dünya görüşünün göstergesi ve aynasıdır.” Age.
Giysi bir kimliktir. Çoğu zaman bizler insanları ilk etapta elbiselerinden tanırız. Doğunun ve Batının, Güneyin ve Kuzeyin elbiseleri, tıpkı coğrafyaları gibi birbirlerinden farklıdır. Giysi bir kültürdür. Yeryüzünde ne kadar kültür varsa o kadar da farklı giysi türleri vardır. Ve giysi inançtır, ibadettir.
Dolayısıyla, bugün dini İslam olan birçoklarının sözüm ona giydikleri giysileri, inandıkları dinin kabul edeceği bir giysi ve örtünme türü değildir. İslam dini, insan hayatının tamamını kuşatır ve hiçbir hususu ihmal etmez. Kendisini tanıtırken “Elhamdülillah Müslümanım” diyenlerin her konuda temel referanslarının İslam dini olması gerekmektedir. Kişilerin kafalarına göre inanmaları, ibadet etmeleri, giyinip kuşanmaları İslam dini açısından söz konusu olamaz. Çünkü bu dinin kaynağı vahiydir. Vahyin sahibi ise Allah Azze ve Celle dir. Eğer birileri kalkıp haddini aşarak “bana göre inanç budur, ibadet şudur, örtünme kalp temizliğidir” gibi laflar ederlerse haşa Allah’a dinini öğretmeye kalkmış olurlar ki bu ise tuğyandır.
Kadın öncelikle insandır ve insan, her şeyden önce şerefli ve değerli bir varlıktır. Onun değeri şehvetperest ilkel ve medeni toplumlarda olduğu gibi sadece bedeninden ötürü değildir. Bugün kadını açan zihniyet ve düşünce sadece şehvetlerini tatmin etmenin peşindedirler. Bu zihniyetin kadın telakkisi şudur: “ kadın yalnızca cisimdir ve kadının karşısında erkek tümüyle göz dür. Kadın, erkeğin kendisini sürekli göz terazisinin iki kefesinde tarttığı ve kendisine değer biçtiği bir eşyadır.” Age.
