Bazen resmin bize gösterilmeyen tarafına bakmak gerekir. Başka bir deyişle, meşgul edildiğimiz konunun dışına çıkmak lazım asıl niyeti anlamak için.
Özellikle 25 Haziranda Kobanide başlayan IŞİD saldırılarından sonra PKK terör örgütü, Türkiye'de gerçekleşen 7 Haziran seçimlerinde Ak Parti'nin oylarındaki düşüşü de fırsat bilerek Cizre, Sur, Silopi, Nusaybin gibi ilçelerde sözde özyönetimler ilan etti. Bölge halkının ölümü pahasına terör şehir merkezlerine taşındı. Bir taraftan; terör örgütü halkın yaşam alanlarını daraltırken, diğer taraftan; HDP'li siyasetçiler, halkın bölgeyi terketmemesi için tehditkar açıklamalarda bulundular.
Burada amaç; tabiki Sur'da, Cizre'de, Silopi'de özerk bölgeler oluşturmak değildi. En büyük amaç, terörü insanların yaşam alanlarına yayarak, mücadeleyi zorlaştırmak ve bu sayede de zaman kazanmaktı.
Peki bu zaman kazanma çabası, terör örgütüne ne gibi bir fayda sağlayacaktı?
Özellikle sözde özyönetim ilanlarından önce Türkiye, Fırat'ın batısının kırmızı çizgisi olduğunu ısrarla vurguluyordu. Daha önce ABD tarafından silah yardımı yapılan PYD-PKK terör örgütü Rusya ile yaşanan uçak krizinden sonra da başkan yarısı Demirtaş aracılığıyla kirli hesaplar içerisine girdi.
Bir yandan Türkiye gündemi Surla, Cizreyle, Silopiyle meşgul edilirken, diğer yandan terör örgütleri Cenevre görüşmeleri öncesi sınır ötesinde alan hakimiyetlerini genişletme çabası içerisindeler. Şunu çok iyi biliyorlar ki; Türkiye içerisinde güvenlik sorunu varken, Azez bölgesinden bahsedemez. Türkmenlere güçlü bir şekilde sahip çıkamaz.
30 yılı aşkın bir süredir terör faaliyetleri içerisinde olup Türkiye'de hiçbir şey elde edemeyen PKK için; Suriye'de kısa bir sürede toprak elde etmek büyük bir fırsattı. Mesele bundan ibaret ...


