Cenneti ve cehennemi bilen, bunlara iman eden hiçbir Allahın kulu cehennemi cennete tercih etmez. Sürekli cehennem azabından Allaha sığınır, cennete girebilmek için Allaha cc. yalvarır. Fakat, bu sadece istemekle, yalvarmakla olacak bir şey değildir. Bunun için ortaya birşeyler koymak, gayret etmek, çalışmak ve çabalamak gerekir. İşte bu bilinçte olan ve ne yapması gerektiğini Efendimize soran bir sahabenin bize naklettiği hadisi şerif:
Muaz İbnu Cebel (ra) anlatıyor:
“Bir seferde Rasûlullah’la beraberdik. Bir gün yanyana geldik ve beraber yürüdük.
“Ey Allah’ın Rasûlü, dedim. Beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!”
“Mühim bir şey sordun. Bu, Allah’ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah’a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekât verirsin, ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’a hacc yaparsın!” buyurdular .
Ve devamla: “Sana hayır kapılarını göstereyim mi?” dediler.
“Evet ey Allah’ın Rasûlü” dedim.
“Oruç kalkandır; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yoketmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz da (hayır kapılarındandır)” buyurdular ve şu ayeti okudular: “Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rablerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O’na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar” (Secde 16)
Sonra sordu: “Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?”
“Evet, ey Allah’ın Rasûlü!” dedim. “Dinle öyleyse” buyurdu ve açıkladı:
“Bu dinin başı İslâm’dır, direği namazdır, zirvesi cihâddır!”
Sonra şöyle devam buyurdu: “Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?”
“Evet ey Allah’ın Rasûlü!” dedim.
“Şuna sahip ol!” dedi ve eliyle diline işaret etti.
Ben tekrar sordum: “Ey Allah’ın Rasûlü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?”
“Anasız kalasıca Muâz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne - ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?” buyurdular.” Tirmizi, İman 8, (2619).
Dikkat edilirse peygamberimiz, sözlerinin en başında bu işin (cehennemden uzaklaşıp cennete girmenin) zorluğunu ima ederek “bu, Allahın kolaylık nasip ettiği kimseye kolaydır” buyurmuşlardır. Sonraki ifadelerinden anlıyoruz ki, kim işaret edildiği şekilde davranırsa Allahu teala bu mühim işte o kişiye yardım edecek ve cennete girmeyi ona kolaylaştıracaktır.
İlk önce islamın şartı diye ifade ettiğimiz hususları söylüyor efendimiz. Daha sonra bunları destekleyecek, kuvvetlendirecek nafile olan maddeleri getirileri ile beraber söylüyor. Bundan sora dinin başını, direğini ve zirvesini çok veciz bir şekilde ifade ettikten sonra bütün bunları tamamlayan, muhafaza edecek olan, tabir-i caizse sigortası hükmünde olan bir esastan bahsediyor; eliyle dilini işaret ediyor ve şuna sahip ol diyor.
Sayılan bu kadar önemli maddelerden sonra özellikle dile vurgu yapması Muaz’ı hayrete düşürmüş olacak ki, “Ey Allah’ın Rasûlü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?” diye sormaktan kendisini alıkoyamıyor.
Bu soruya verilen cevap ise, dilini eğip büken, yalan söyleyen, gıybet eden, dedi kodu yapan, laf götürüp getiren, söven-sayan, boş, kaba ve çirkin söz söleyenler için üzerinde çokça düşünmeleri gereken mahiyettedir; İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne - ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?”
