Yine bu sütunda bir yazımızı şöyle bağlamıştık; “o halde sorumluluğumuzun bilincinde ölüm, kabir, berzah, mahşer, hesap, mizan, sırat, cennet ve cehennem şuuruyla hareket etmeliyiz.” Peki bu şuur (yada bilinç) nasıl bir şuur ve işe nereden başlamalıyız? Şimdi bu sorulara cevap bulmaya çalışalım.
Ölüm, yaşadığımız hayatın son bulması ve yeni bir hayatın başlangıcıdır. Öncelikle ölümden kaçamayacağımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Buyuruyor ki Rabbimiz: “ nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır.” Nisa 78.
Her ne kadar ölümü arzu etmesek te, ölüm bizi ürkütse de takdir edilen zaman gelince ondan kaçma gibi bir durumumuz söz konusu olamaz. Hayat ve ölüm, hangimizin daha güzel amel yapacağımızın sınanmasından ibarettir aslında. Ama insanoğlu bu hakikati maalesef unutmakta ve varsa yoksa bu dünyayı elde etmenin, daha çok kazanmanın, daha çok biriktirmenin çaba ve gayretini bıkmadan ve usanmadan sergilemektedir.
Efendimiz as. “ akşamı ettiğinde sabahı bekleme, sabaha çıktığında akşamı bekleme. Sağlıklı günlerde hastalanabileceğin vakit için, hayatın boyunca da öleceğin zaman için tedbir al” buyurarak ölümün bizlerden çok uzak olmadığını, her an kapımızı çalabileceğini hatırlatmaktadır.
Bir keresinde efendimiz sahabeleriyle sohbet ederken hemen önüne bir çizgi çizdi. Sonra daha ileriye bir çizgi çizerek bunların anlamını sordu. Sonra da şöyle cevapladı: “ önündeki çizginin ölüm, daha ilerdeki çizginin ise emel olduğunu söyledi.” Bunun anlamı şudur: insan, ölümünü atlayarak emellerine ulaşamaz. Dolayısıyla ölümü hesap etmeden yapılan plan ve programlar neticesiz kalır. Bu plan ve program yapmayacağımız anlamına gelmez. Ölümü de planlamamız gerektiğini hatırlatır.
Yine peygamberimiz, akıllı insanın “ölümü sıkça hatırlayıp, ölümden sonraki hayat için en iyi hazırlık yapan kimse” olduğunu buyurmuşlardır.
İnsan, “zevkleri bıçak gibi kesen, ağızların tadını kaçıran” ölümü çokça hatırlamalıdır. Bunu başarabildiğimiz ölçüde bu dünyanın, paranın, makamın esiri olmaktan kurtulabiliriz. Yoksa kalplerimizi “vehn” işgal eder. Vehn’in dünya sevgisi ve ölüm korkusu olduğunu Efendimizden öğreniyoruz.
Peki sonra? Düşmanlarımızın başımıza aç köpeklerin yemek tabaklarına üşüştükleri gibi başımıza üşüşmesinden kendimizi kurtaramayız. Zaten şuan ki manzarada bu değil mi?
Sonuç olarak, dünyada bir garip yolcu olduğumuzu asla unutmamalıyız. Bu dünya bir ağaç gölgesi mesabesindedir. Hiçbir yolcu soluklandığı, dinlendiği ağaç gölgesini mesken tutmaz. O halde bizlerde bu dünyada ebedi değiliz, fani dünyanın fani yolcularıyız. Bir gün mutlaka öleceğiz.
