Müslüman’ca düşünmenin, Müslüman’ca tercihin, Müslüman’ca giyinmenin ve Müslüman’ca yaşamanın bu dünyada ve ülkemizde bazen çok ağır bedeller ödemeyi gerektirdiğini bizler 28 şubat sürecinde gördük. Düşünün ki, hiçbir silahlı eylemleri yokken, bırakın eylemi ellerine silah bile almamışken bu ülkede komuta kademesinde bulunan biri tarafından irtica yaftasıyla tüm inananlar “irtica pkk dan tehlikelidir” diye hedef gösterildi.
28 Şubat da bu ülkede tam bir Müslüman avı yaşandı. İslam’ı temsil eden veya İslam’ı anımsatan her ne varsa ortadan kaldırılmaya çalışıldı. İslam’ın en önemli sembollerinden biri olan tesettür’le eğitim yasaklandı. Üniversitelerde ikna odaları kuruldu. Bu odalar da tesettürlü kız öğrenciler tesettürlerini çıkarmaları için “bizler de Müslüman’ız, illa da tesettürlü olmak şart değil” denilerek ikna edilmek istendiler. Bir takım çevrelere ısmarlama “başörtüsü furuattır” fetvaları yayınlattılar. Binlerce tesettürlü öğrenci okulların kapısından çevrildiler ve okullara alınmadıkları için eğitimlerini bırakmak zorunda kaldılar. Kimi, “başörtüsüne özgürlük “ eylemlerinde dayak yedi, hakarete uğradı, başından örtüsü zorla çıkarılmak istendi, gözaltına alındı, nezarete atıldı, hatta hamile olan bir bacımız (Nuray Canan Bezirgan) çocuğunu düşürdü. Kimi de, doğup büyüdükleri memleketlerini ve tüm sevdiklerini gözyaşları içerisinde geride bırakarak eğitimlerini tamamlamak için hiç bilmedikleri gurbet ellere gitmek zorunda bırakıldı.
O dönemde Batı çalışma grubu kuruldu. Başına ise dönemin aktörlerinden Çevik Bir getirildi. Bu örgütün kurulma amacı 28 Şubat kararlarının uygulanmasını denetlemekti. Bu örgüt, vatana hizmet aşkıyla(!) öyle bir çalıştı ki, neredeyse fişlemediği Müslüman kalmadı. Parmağındaki gümüş yüzükten okuduğu kitap ve gazeteye, gidip geldiği dernek- vakıf tan ziyaret ettiği kişilere kadar her şeyi rapor ediyorlardı. Yüzlerce subay-astsubay eşlerinin tesettürü yüzünden ve Namaz kılmaktan dolayı ordudan atıldı. Resepsiyonlarda içki içip içmediği gözlendi.
Kur’an kursları kapatıldı, ilköğretimler kesintisiz 8 yıla çıkarılarak imam hatiplerin orta kısmı kapatıldı, Kur’an eğitimi verenler basılarak tutuklandı, Ankara da tanklar yürütülerek gözdağı verildi, bu süreçte Müslümanlar sindirilmeye çalışıldı ve adeta üzerlerinden silindirle geçildi. Müslümanlara reva görülenler sadece bunlar değildi elbette. Fakat şimdilik bunlarla iktifa edip biraz da 28 Şubat zihniyetine değinmek istiyorum.
28 şubat zihniyeti, dünya kurulduğundan beri var olan Hak batıl mücadelesinin 21. yy.daki batıl tarafın temsilciliğiydi. Bu zihniyetin ilk temsilcisi olan Kabil, kardeşi Habil’e yaşam hakkını bile çok görerek onu öldürmüştü. Yine kardeşleri Hz. Yusuf’u ortadan kaldırmak için Onu kuyuya atmışlardı. Zalim Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe attı. Firavun, Musa’yı daha çocukken öldürmek istedi. Yahudiler ise Hz. İsa’yı… Ebu Cehil ve Leheb’lerin ise Peygamberimize neler yaptıklarını hepimiz biliyoruz… Günümüze geldiğimizde ise, işte Suriye, İşte Irak,işte Filistin, işte Arakan, ez cümle, işte İslam alemi…
Bu zihniyet, kendisi gibi düşünmeyenlere bu dünyada yaşam hakkı tanımayan, ellerinden gelse bir kaşık suda hiç tereddüt etmeden boğacak bir zihniyettir. Bu zihniyet, dün vardı, bugün de var, yarın da olacaktır.
28 Şubat zihniyeti ve icraatları ortadadır. Burada Hak tarafını temsil edenlerin tavır ve tutumları önemlidir. Hakkın tarafında olanlar şunu çok iyi bilmeli ve iman etmelidirler ki, Allah’ın dilemesinden başka hiçbir şey olmaz. Dolayısıyla yersiz korku ve endişeleri bir tarafa bırakarak Hakkı en güzel bir şekilde temsil etmeleri gerekir. Bu mücadelede gerekli gayreti ve çabayı ortaya koymaları elzemdir.