Menü Besni, besni, Gazetesi, BESNI, BESNİ, BESNİ GAZETESİ, Besni Gazetesi, Besni Haber, Reklam, kaşe, kase, tanıtım, broşür, brosür, gazete besni, afis, afiş, Adıyaman Haberleri, son dakika, son dakika haberler,
Fatih POLAT

Fatih POLAT

Tarih: 14.01.2016 22:26

İnşallah-Maşallah Demenin Önemi

Facebook Twitter Linked-in

İlk dönem siyer alimlerinden olan ibni ishak bizlere şu hadiseyi nakleder: Kureyşliler, Nadr b. Haris ve Ukbe b. Ebu Muayt'ı Medine'ye yahudi hahamlarının yanına göndererek şöyle dediler: 'Onlara Muhammed hakkında bazı şeyler sorun, onun niteliklerini ve söylediklerini anlatın. Çünkü yahudiler kendilerine kitap gönderilen ilk toplumdurlar, onlar, peygamberler hakkında bizim bilmediğimiz bilgilere sahiptirler.' Bunun üzerine bu şahıslar çıkıp Medine'ye gittiler. Onlara Peygamber Efendimize  ilişkin birtakım sorular sordular. Onun durumunu anlatıp bazı sözlerini aktardılar. Ardından şunları söylediler; Siz Tevrat a bağlı kimselersiniz, bu arkadaşımız hakkında bize fikir verirsiniz diye geldik.'

 Bunun üzerine hahamlar şöyle dediler. 'Size söyleyeceğimiz üç şeyi sorun. Eğer bu konularda size bilgi verirse Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdir. Aksi taktirde yalancı birisidir, artık ona karşı nasıl isterseniz öyle davranın. İlk çağlarda kaybolan gençlerin başına ne geldiğini sorun. Çünkü bu gençlerin hikâyeleri oldukça ilginçtir. Sonra yeryüzünün doğusuna, batısına ulaşan gezgin adamın durumunu anlatmasını isteyin. Bir de O'na ruhun ne olduğunu sorun. Eğer bunlardan size bilgi verirse, O bir peygamberdir, O'na uymalısınız. Yok eğer gerekli bilgiyi veremezse yalan uyduran birisidir. Bu durumda O'na karşı neyi uygun görürseniz onu yapın'.

Nadr ve Ukbe Kureyşliler'in yanına dönüp şöyle dediler: 'Ey Kureyşliler, sizinle Muhammed arasında başgösteren sorunu çözüme bağlayacak bazı bilgiler getirdik. Yahudi hahamları, O'na bazı meseleleri sormamızı tavsiye ettiler.' Sonra da hahamların dediklerini onlara anlattılar. Bunun üzerine Kureyşliler kalkıp Peygamberimizin yanına gelerek: 'Ya Muhammed, bize bilgi ver' diye hahamların dediklerini sordular. Bunun üzerine Peygamberimiz : 'Sorduğunuz konular hakkında yarın size açıklamada bulunacağım' dedi. Fakat 'inşaallah' demedi. Kureyşliler geri dönüp gittiler. Peygamberimiz onbeş gece beklediği halde yüce Allah bu konuda kendisine vahiy indirmedi. Cebrail de gelmedi. Öyle ki Mekkeliler 'Muhammed bize yarın demişti, ama bugün onbeşinci gündür, henüz sorularımıza bir cevap vermiş değildir' diye yaygara kopardılar. Valıyin gecikmesi, Peygamberimizi üzüyor ve Mekkeliler'in söyledikleri, zoruna gidiyordu.

 Sonra Cebrail as. şu ayetleri getirdi: “Hiçbir şey hakkında ‘Yarın bunu muhakkak yapacağım’ deme. Ancak ‘İnşallah’ deyip, Allah’ın dilemesi şartına bağlarsan müstesnadır. Unuttuğun zaman da, yine Rabbini an ve ‘Umulur ki, Rabbim beni bundan daha hayırlı ve doğru bir yola eriştirir’ de. Kehf 23-24

Bu olayla Rabbimiz peygamberi üzerinden kullarına gelecekle ilgili olarak sadece kendisinin bilgisi ve dilemesinin söz konusu olduğunu öğretiyor. İnşallah demek Allahın herşeyin üzerinde irade sahibi olduğunu, O dilemedikçe bir yaprağın bile yere düşmeyeceğini bilmek ve kabullenmek demektir. Yani Allaha teslimiyetin ifadesidir.

Bazı kendini ve Rabbini bilmezlerin inşallah’la maşallah’la işlerin yürümeyeceğini, yada işlerinin inşallaha - maşallaha kaldıysa olmayacağını söylemelerinin nedeni ya cehaletleri yada inkarlarıdır. Yoksa tam anlamıyla inanmış bir mü’min’in bu şekilde bir cümle kurması söz konusu olamaz.

İnşallah demenin önemini birde Nasreddin hoca dan dinleyelim:  Bir gece hoca karısı ile konuşurken şöyle demiş:
-Yarın hava yağmurlu olursa oduna, açık olursa tarlaya gideceğim. Karısı çıkışmış: 
-Efendi inşallah de! Hoca hiddetlenmiş:
-Niçin inşallah diyeyim hatun? İki işten biri mutlaka olacak, ya o, ya bu!
Ertesi gün hava yağmurlu olduğu için ormana gitmek üzere sabahleyin erkenden evden çıkmış, biraz gittikten sonra yolda bir sipahiye rast gelmiş. Atın üzerindeki sipahi seslenmiş Hocaya:
-Bana bak baba! Filan köye nerden gidilir? Hoca da ilgisiz bir tavırla cevap vermiş:
-Bilmem. Sipahi yoluna devam etmek isteyen Hocayı bırakmamış ve kamçıyla birkaç defa şiddetle vurduktan sonra bağırmış:
-Seni gidi hain herif seni! Bilmezsin ha! Çabuk düş önüme! Sen beni ta o köye kadar götüreceksin!. Hoca bu emri yerine getirmezse başına neler geleceğini düşünerek sipahinin önüne düşmüş ve hayli uzakta bulunan köye kadar götürmüş. Fakat vakitte bir hayli geç olduğu için artık ormana gidememiş, doğruca evine gelmiş. Kapıyı çalınca karısı içerden seslenmiş:
-Kim o? Hoca da suçlu suçlu karşılık vermiş:
-İnşallah benim hatun, aç kapıyı!

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —