Geçen hafta Diyarbakır’daki 38 sivil toplum örgütünün barış çağrısı, medyada geniş bir yer tuttu, birçok ulusal ve yerel televizyon kanalında birinci veya ikinci haber olarak verildi. Tabi ki bunda, Diyarbakır’ın sahip olduğu özel konumun ve durumun etkisi büyük.
Diyarbakır’dan sonra Mardin ve Gaziantep’ten benzer sesler yükseldi. Oralardan da sivil toplum örgütleri, şiddete son ve barış çağrıları yaptılar.
Şimdi sıra Adıyaman ve Besni’de. Allah’a şükür terör ve PKK illetinin girmediği ilçemizde halkımız her şeyin bilincinde, oynanan ve kurgulanan kirli tezgahların farkında. Barış ve kardeşlik adına kurulan STK’lar, daha fazla gecikmeden bu sese destek vermeli. Geldiğimiz noktada bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Uzunca bir zamandır, Doğu ve Güneydoğu’dan bu bekleniyordu. Son olaylardan sonra bu çağrı adeta koroya dönüştü.
Beklenen şu: “Eğer Güneydoğu halkı, şiddete, kana, bölünmeye, ayrılmaya karşı ise sesini yükseltmeli. Bunu yapanlara karşı açık tavır almalı. Birlik ve beraberlikten yana olduğunu ispat etmeli.”
Yetkililerin ve aydın kesimin, terörle Kürt sorununu, PKK ile Kürt halkını, özenle birbirinden ayırmaları, halk nazarında yeterince inandırıcı bulunmuyor. Güneydoğu halkından bunu bizzat, fiilen göstermesini istiyorlar.
Zaten her Güneydoğuluyu, Kürt olsun, Arap olsun, hatta Türk olsun, potansiyel terörist gözüyle gören, görmeye hazır geniş bir kesim var. Maalesef bunda da medyanın etkisi çok büyük. Ama şehit haberlerinin geniş kitlelerin bilinçaltında oluşturduğu önyargı çok daha önemli.
Olaylar gittikçe daha çok nefrete ve düşmanlığa sebep oluyor. Kitlelerin gönlünde onulmaz yaralar açılıyor. Unutmayalım, özellikle bizim bölgemizde, bir kavga, bir ölüm, ana baba bir kardeşleri bile birbirine kan davalı yapıyor. Olayların bu noktaya gelmesinde zerre kadar sorumlu olmayan sıradan insanların, askerlik görevini yapsın diye gönderdiği gencecik evladını öldürenlere düşman olması çok daha kolay olur. Nitekim öyle oluyor. Ve birileri de bunu körüklüyor, bundan rant elde etmeye çalışıyor.
Ortam gittikçe geriliyor. Eğer aklıselim harekete geçmezse, gerenler kazanacak. Ve bizler kaybedeceğiz. Türk, Kürt, şu bu, yani büyük çoğunluk kaybedecek. Şimdi ses verme zamanı. Tavır koyma zamanı. Barış çağrısına destek olma zamanı. Sadece bir basın açıklaması da yetmez. Herkese iş düşüyor. Resmi, sivil bütün kurum ve kuruluşlara. Alimlere, aydınlara. Yazarlara, çizerlere. Türklere, Kürtlere, Araplara, kısaca herkese.
Sesimizi yükseltmemiz lazım. Konuşmamız, yazmamız lazım. Meşru zeminlerde, provokasyonlara meydan vermeden, ses getirici etkinlikler yapmamız lazım. Ama tepkinin, açıklamaların dili, üslubu çok önemli. Cümleleri, kelimeleri özenle seçmeliyiz. Yanlış anlamalara meydan vermemeliyiz. Kimsenin silahına barut olmamalı, yangınına benzin dökmemeliyiz.
Şiddete hayır! Kan akıtmaya hayır! Silaha son! Düşmanlığa son! Ölmeye ve öldürmeye son!
Biz kardeşiz. Bu ülkede bin yıllık kardeşliğimiz var. Ve kardeş olarak kalmaya devam etmek istiyoruz. Bu kardeşliğimizi bozmaya çalışanlara fırsat vermeyeceğiz…